![]() | ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
ALAÇAMLI OLMAK, ALAÇAM DA DOĞMAKYorgunluk nedir tanımadığım, mevsimler ve saatlerle ilgilenmediğim günler... Yıl 1989. İlk gençliğimin son, yetişkinliğiminse ilk günleri. Yorgunluk nedir tanımadığım, mevsimler ve saatlerle ilgilenmediğim günler... Eve götürmediğim ekmeğin, bulunca yiyip bulamayınca şükrettiğim diğer nimetlerle, sadece hayatımı idame ettirebilmek için kurduğumdan öteye geçmediğim ilişkilerin olduğu dönemler... Cıvıltılarla dolu bir hayata, sevdalı ve sorumluluk hissiyle dolu bir gönül penceresinden bakındığım, acılı ama umutlu yüreğimin kıpır kıpır olduğu demler...Hasılı gelip geçen güzel yıllarım, yüreğimi ezip geçen bunca toz duman yaşamaklarım, duvar olup, tavan olup üzerime çöken, içimi burkutan hatıralarım, ah benim geçmiş yıllarım, Alaçam'da ruhumda iz bırakan güzel demlerim... Her şey rüya gibi dersem, hayat rüya değil mi der biliyorum bana sûfîmeşreb dostlarım. Rüya olmasına rüya da, yine de aciz insan istiyor ve diliyor ki, keşke şu hayatın acımasızlıkları olmasa, gidenler gitmese, insanlar ve şehirler yaşlanmasa... O olmasa bu olmasa diye düşünüyor insan, ama olacak olan oluyor ve gidecek olanlar da gidiyor. Geriye derin hüzünler, tatlı hatıralar kalıyor. Şehirlerin çatlayan, kirlenen duvarlarında, kaldırımlarında ruh izlerimiz yaşıyor. Ve bizde ruhu oluyor şehirlerin. Şehirleri yüreğimizde her dem yaşatıyor. Yollar bir gün ayrılıyor ve uzaklarda mesken tutmak düşüyorsa da kaderimize, yaşanan hiç bir güzellik unutulmuyor ve daha çok sarıp sarmalıyor yaşadığımız hatıralar bıraktığımız şehirleri. O şehirler ki, sarı badanalı apartmanlar, baharda açan papatya, kışın süsü kardelenlerle, sessizlikte esen seher yelleriyle derin aşklarımızın büyülü objeleri. Yaşadığımız şehirler, güzel yıllarımıza şahitlik etmiş güzel şehirler... Yağmurlar bilirim bir de o şehirlerden ve o yıllardan kalan. Kimi geceler sabaha değin yağan yağmurlar... Şair diyesi “kadam benim, tasam" yağmurlar... Ergen yüreklere, anaların kırışan yüzlerinden özlemler devşiren yağmurlar... Şehrin uzayıp giden gecelerinin kod adı olan sevdam yağmurlar... Ve taştan ve duvardan, çam ağaçları ve deniz serinliğinden, yani Allah'ın yarattığı tabiat ve onun ruhundan içime akan bir ırmak olan Alaçam yıllarım... Acıyla, umutla, sevinçle karışık köşe-bucak, köy köy gezindiğim Alaçam günlerim, aylarım ve yıllarım... Nasıl bir hal içindeydim anlatamam. Kaybetttiğim her şeyin beni güçlendirdiği, çoğalttığı ve sevdamı besleyip büyüttüğü; bir şehri sevmenin, şehre âşık olmanın mecnunluğu içinde olduğum yıllarım... Alaçam’a dair bunca güzellemeden sonra, kendimi çözümlemede ben de zorlanıyorum. Ve sormadan edemiyorum kendime “yoksa ben Alaçamlı mıyım?”. Biyolojik ve veya fiziksel varlığım açısından bakıldığında Alaçam’da doğmadığım kesin. O halde hislerimde yanılıyor muyum? Ben Alaçamlı olamam mı? Alaçam’lı olmak için mutlaka orada doğmak gerekir mi? Orada doğmuş, ama orayı sevmeyen, orada doğmuş ama Alaçam adını duyunca yüreğinde ılık esintiler hissetmeyen birileri Alaçamlı, ama bedenen doğmasa da yüreği orada olan birileri Alaçamlı değil diyebilir miyiz? Sahi ben bu küçük, bu şirin ve bereketli ilçeyi hiç unutamazken, yüreğimin kocaman bir parçasını hep orada bıraktığımı hissederken ben Alaçamlı değil miyim? Sevgili Alaçamlı dostlarım, ilk gözbebeğim olan, bugün kimilerinin izini kaybettiğim Alaçam İmam-Hatip Lisesi mezunu öğrencilerim, alışveriş yaptığım bakkalım, pastanecim, pazarcım, eski mesai arkadaşlarım söyler misiniz ben Alaçamlı değil miyim? Alaçam’ın tozlu, taş döşemeli sokakları, cadde ve kaldırımları, oturduğum evleri, görev yaptığım cami ve okulları, çalıştığım kırtasiyeci dükkanı, yani yürek izlerimin sessiz şahitleri, konuşun ve siz söyleyin, ben Alaçamlı değil miyim? Habilli Köyü, Yenice Sapağı, Kadıköy mahallesi, dingin zamanların sığınakları olan Şadi Bey camii imam odası, dostların sıcak ve samimi davranarak açtıkları evlerinin duvarları, kuytu öğle sonlarında sığındığımız çay içme mekânları siz söyleyin, ben Alaçamlı değil miyim? Ey aziz dostlar, ey isimlerini tek tek yazsam sayfalar dolduracak olan Alaçam’ın güzel insanları, bisikletlerle köylere taşındığımız yol arkadaşlarım sizce ben nereliyim? Yaşça değilse de gönülce farklılıklarımızın olmadığı, ağabey şefkatinden çok dost vefasıyla her zaman elimden tutan kadim dostlarım İbrahim Ocak, İbrahim Vural, Nuri Koç hocalar söylesin ben Alaçamlı değil miyim? Olamaz mıyım? Saygıdeğer Adem Çavuş hoca, Recep Osma hoca, kadim dostum Ramazan Osma söylesin nereli olduğumu. Yaşar Bucan, Bekir İkiz, Salih hoca, Şaban hoca, Sefer Hoca, Lokantacı Sami Abi, Cihat Başerli, Kuruyemişçi Yunus, Selami, Reşat, Mustafa Söylemez, emekli müftülük şefi Latif söylesin. Söylesinler yürekleri elverdiğince söylesinler. Ben nereliyim? Asıl onlar, yüreğimde bir helezon gibi kıvrılıp yer eden ve onları erken terk ettiğim için her daim üzüldüğüm öğrencilerim, kardeşlerim söylesinler ben nereli olabilirim? Doğduğum yer değilse, biyolojik bir bağım yoksa (ilk göz ağrım oğlumun Alaçam’da doğduğunu saymazsak) Alaçamlı olamaz mıyım? Alaçamlı olmak, Alaçam’da doğmak mıdır sevgili can dostlarım? Bu sorunun cevabını, sizin geniş gönül dünyanıza bırakıyorum. Muhabbetlerimle… Doç.Dr. Mustafa Doğan KARACOŞKUN Bu haber 1504 defa okunmuştur.
|
TARİH VE SAATGALERİ |
||||||||