![]() | ||||||||||
| ||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR |
HÜKÜMETİN ÖNÜNDEN GEÇTİM"Devlet ciddiyeti" diye bir deyim de var bizim dilimizde ama bu deyime de takla attırmışlar.Ciddiyet aslında işi savsaklamadan,eksik,gedik bırakmadan,samimi ve dürüst bir şekilde tamamlamaktır.Ama bu adamlar ciddiyeti işi yokuşa sürüp insanlara sert davranmak şeklinde anlamışlar Yıllar önce bir tv kanalında izlediğim dizi filmden aklımda kalan bir replik “hükümetin önünden geçtim.”.Bu repliği dizi filmde aklını yitirmiş kasabanın delisi söylüyordu. Yanlış hatırlamıyorsam lakabı da “hükümet” idi. Bu replik dizi boyunca yüzlerce kez söylendi. Diziyi izlerken deli rolündeki kişinin bu cümleyi sürekli söylemesinin üzerinde pek düşünmemiştim. Bu yazıyı yazmayı tasarladığımda bu cümle üzerinde çözümlemeler yaparak giriş yapmak istedim. Acaba bu kişi hükümetin önünden geçerken oralarda birinin hışmına uğrayıp aklını mı kaçırmıştı?Olur mu? Olur. Çünkü bizim ülkemizde hükümet demek bir anlamda devlet demek, devlet demek ciddiyet demek,ciddiyet demek otorite demek, otorite demek baskı demek,baskı demek zulüm demek ,zulüm demek de haksızlık demektir. Mesela devlete niye baba denir de ana denmez.Ana şefkatin, baba ise otoritenin diğer adıdır da ondan.Ama burada bir terslik var gibi geliyor bana .Otorite illa da baskıyla mı kurulur?Sevgi ve şefkatle otorite kurulamaz mı acaba?Yani benimki de şimdi soru mu?Büyüklerimiz her bir şeyi bizden daha iyi düşünüp karar vermiş olmalılar ki yıllardır ailede de devlette( veya hükümette) de ataerkil yapımızı korumaya devam etmekteyiz.Baba ciddidir, gülmez.espriye gelmez.Bu yüzden yüzü duvar gibidir hem de “mahkeme duvarı” gibi.Bu deyimde bizim dilimize yerleşmiş asık suratlı,ceberut kimseler için kullanılır.Üstad Necip Fazıl: … “Müdür bey dert dinler,bugün:Maruzat, Çatık kaş hükumet dedikleri zat. Beni Allah tutmuş ,kim eder azad(t). Anlamaz yazısız,pulsuz dilekçem, Anlamaz ruhuma geçti bilekçem.” … Derken herhalde bu durumu dile getirmekteydi.Oysa bu durumda da bir terslik olsa gerek,niçin insanlar işlerinin görüleceği,adaletin tecelli edeceği yerlerden bu derece ürküp böylesi deyimler üretmişlerdir? Hayatım boyunca hükümetle,devletle ilgili bir işim olduğunda hep ayaklarımı zorla ikna etmişimdir,onlar beni geri geri çektirirken zorunlu olarak ilerlemişimdir.Çünkü biliyordum ki orada beni bekleyen çatık kaşlı zatlar olacak ve benim anında olması muhtemel bir işim için saatlerimi çalacaklardı.Önlerinde bir işle meşgul oluyormuş gibi yapıp dakikalar sonra sanki sizi yeni fark ediyormuş ayaklarıyla “nerden geldi bu adam” der gibi sert bir ifadeyle “ne vardı?”diye sorgulamaları sıradan bir durum olurdu her zaman.Kimdi bu adamlar?Nereden gelmişlerdi?Normal,sıradan halkın arasından çıkıp oralara oturduklarında kendi insanlarına yukarıdan bakmak ve eziyet etmekten sadistçe bir zevk mi alıyorlardı anlamadım, hala da anlamış değilim.Devlet adamı olmak ya da hükumette görev almak demek illa da millete hor bakmak itip kakmak mı demekti? “Devlet ciddiyeti” diye bir deyim de var bizim dilimizde ama bu deyime de takla attırmışlar.Ciddiyet aslında işi savsaklamadan,eksik,gedik bırakmadan,samimi ve dürüst bir şekilde tamamlamaktır.Ama bu adamlar ciddiyeti, işi yokuşa sürüp insanlara sert davranmak şeklinde anlamışlar.Bu zihniyet bazı kırılmalarla birlikte halen varlığını sürdürmekte ve uzun yıllar da sürecek gibi gözükmektedir.Geçenlerde bir konuşması esnasında Başbakanın ağlaması bazılarının tuhafına gitti.Koskoca devlet adamı ağlar mı?Bunlar sahte gözyaşları,Rol yapıyor gibi bir sürü eleştiriler yapıldı.Benim yorumum ise sahte veya samimi olsun bir devlet adamının ağlaması sıradan bir fani olduğunu göstermesi açısından önemli bir gelişme “yarı tanrı devlet adamı” tiplemelerinden “sıradan insan devlet adamı” tipine terfi etmeye doğru atılmış bir adım olarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.Buna terfi diyorum çünkü insanın kendini tanrı gibi görmesi alçakça bir durum. Yıllarca “hela bekçisi” zihniyetindeki devlet adamlarından bu millet ne çekti hala da çekmekte.Hela bekçisi dedim de bunu biraz açalım:Yıllar önce yine bir devlet adamı olan merhum vali Recep Yazıcıoğlu’ndan dinlemiştim bu hela bekçisi hikayesini ; Adamın biri insani ihtiyacını görmek üzere hela’ya gider.Helanın önünde şöyle kelli felli, sert bakışlı,bacak bacak üstüne atmış bir bekçi beklemektedir.Neyse önce pek önemsemez içeri girer ama adamın sert bakışlarını üzerinde hissetmektedir.İçeride 1’den 10’a kadar numaralanmış su testilerını görür,Rastgele birini alır.Diyelim 3 numaralı testiyi almıştır tam kapıya yönelip içeri girecekken bekçinin buyurgan bir ses tonu kullanarak konuşması ile irkilir:” 3 numaralı testiyi bırak 5 numaralıyı al!” Bunun üzerine hiçbir şey söylemeden denileni yapar.İçeri girip işini gördükten sonra bekçi’ye ücretini öderken sorar:”Sırf merakımdan soruyorum testilerin hepsi de su ile dolu ha 3 numaralı testiyi almışım ha da 5 numaralı testiyi ne fark eder ki? Bekçi gayet soğukkanlı şu cevabı verir:”Sabahtan akşama kadar burada ...k kokusu çekiyoruz o kadarcık da havamız olmasın mı?!!!İşte günümüzde milleti hizaya sokmaya çalışan ve bunu da devlet ciddiyeti sanan zihniyetin karikatürize edilmiş hali bu.Şimdi soruyorum sizlere böyle “hela bekçisi" zihniyeti taşıyan bir görevliye rastlamayanınız var mı ? Ne zaman halkı hizaya sokma anlayışından ,halka hizmet etme anlayışına ,devlet için halk değil,halk için devlet anlayışına,patron devlet değil,garson devlet anlayışına geçersek işte o zaman insanların çok daha mutlu ve huzurlu olacağı günler bizi bekliyor olacaktır.O günlere bir an evvel ulaşmak ümidi ve duası ile hayırlı ramazanlar diliyorum.Allaha emanet olun. RAMAZAN OSMA Bu haber 2635 defa okunmuştur.
|
TARİH VE SAATGALERİ |
||||||||